Turkish Studies - Economics, Finance, Politics , cilt.20, sa.2, ss.765-785, 2025 (Hakemli Dergi)
Günümüz toplumlarında dijitalleşme, yalnızca bilgiye erişim yöntemlerini değil, bireylerin tüketim alışkanlıklarını ve toplumsal ilişkilerini de köklü biçimde dönüştürmüştür. Bu dönüşümün merkezinde yer alan sosyal medya, bireylerin yaşam tarzlarını, harcama davranışlarını ve sosyal etkileşimlerini şekillendiren güçlü bir mecra haline gelmiştir. Tüketim kültürünün sosyal medya aracılığıyla daha görünür hale gelmesi, bireyler üzerinde maddi ve psikolojik baskılar oluştururken; aynı platformlar aynı zamanda toplumsal dayanışma duygusunun güçlenmesine, kolektif farkındalığın artmasına ve yeni ekonomik fırsatların doğmasına da imkân sağlamaktadır. Bu ikili etki, sosyal medyanın hem bireysel hem de toplumsal düzeyde çelişkili ve çok katmanlı sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Bu araştırmanın temel amacı, sosyal medya kullanımının tüketim davranışları ve toplumsal dayanışma pratikleri üzerindeki etkilerini çok boyutlu bir yaklaşımla ortaya koymaktır. Araştırma, Kırgızistan’ın Celalabat şehrinde yaşayan farklı sosyo-ekonomik özelliklere sahip bireylerle gerçekleştirilen derinlemesine yüz yüze görüşmelere dayanmaktadır. Nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji yöntemi kullanılarak bireylerin sosyal medya deneyimlerine ilişkin öznel anlamları, duygusal tepkileri ve davranışsal eğilimleri analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, sosyal medyanın bireyler üzerinde yarattığı etkilerin çeşitli tematik alanlara dağıldığını göstermektedir. Bu temalardan ilki, “Tüketim baskısı ve lüks yaşam algısı”dır. Katılımcılar, sosyal medyada sıkça karşılaştıkları idealize edilmiş yaşam tarzlarının kendi ekonomik durumlarıyla çeliştiğini ve bu durumun yetersizlik hissi yarattığını belirtmiştir. İkinci olarak öne çıkan tema “toplumsal dayanışma ve farkındalık”, sosyal medyanın bireyleri yardım kampanyalarına katılmaya teşvik ettiği ve empatiyi artırdığı yönündeki gözlemleri içermektedir. Üçüncü olarak, “güven ve güvensizlik algısı” teması kapsamında, sosyal medyada karşılaşılan bilgi kirliliği, sahte içerikler ve dolandırıcılık olaylarının bireylerde kuşku ve güvensizlik duygusu yarattığı tespit edilmiştir. Bir diğer önemli bulgu, “yoksunluk” teması altında sosyal medya içeriklerinin bireylerde yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda duygusal ve sosyal yetersizlik hissi doğurduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, “zaman yönetimi” teması çerçevesinde bazı katılımcılar sosyal medyanın zamanlarını verimli kullanmalarına katkı sunduğunu ifade ederken, önemli bir kısmı ise dikkat dağınıklığı ve zaman kaybından şikâyet etmiştir. Son olarak, “ekonomik ve mesleki fırsatlara erişim” teması, bazı bireylerin sosyal medya aracılığıyla yeni iş olanakları bulduklarını veya kendi girişimlerini dijital platformlar üzerinden tanıtma imkânı yakaladıklarını göstermektedir. Bu çalışmanın özgün katkısı, sosyal medyanın yalnızca bireysel tüketim pratiklerini teşvik eden bir mecra olmadığını, aynı zamanda toplumsal duyarlılığın gelişmesine, empatik iletişimin artmasına ve dijital dayanışma biçimlerinin oluşmasına da zemin hazırladığını ortaya koymasıdır. Aynı zamanda, sosyal medya platformlarının bireyler üzerinde eşitsiz etkiler yarattığı; gelir, eğitim ve dijital okuryazarlık düzeyinin bu etkileşimleri belirleyici biçimde şekillendirdiği anlaşılmaktadır. Çalışmanın sonuçları, sosyal medya politikalarının yeniden değerlendirilmesi, dijital farkındalık eğitimlerinin artırılması ve tüketim kültürüne karşı eleştirel reflekslerin geliştirilmesi açısından önemli bir zemin sunmaktadır.
In today’s societies, digitalization has radically transformed not only the methods of accessing information but also the consumption habits and social relations of individuals. Social media, which is at the center of this transformation, has become a powerful medium that shapes the lifestyles, spending behaviors and social interactions of individuals. While the culture of consumption becoming more visible through social media creates material and psychological pressures on individuals, the same platforms also enable the strengthening of the sense of social solidarity, the increase of collective awareness and the emergence of new economic opportunities. This dual effect shows that social media produces contradictory and multi-layered results at both the individual and social levels. The main purpose of this research is to reveal the effects of social media usage on consumption behaviors and social solidarity practices with a multidimensional approach. The research is based on in-depth face-to-face interviews conducted with individuals with different socioeconomic characteristics living in the city of Jalalabad in Kyrgyzstan. The subjective meanings, emotional reactions and behavioral tendencies of individuals regarding their social media experiences were analyzed using the phenomenology method, one of the qualitative research designs. The findings show that the effects of social media on individuals are distributed across various thematic areas. The first of these themes is “Consumption pressure and perception of luxury life”. Participants stated that the idealized lifestyles they frequently encountered on social media contradicted their own economic situations and that this situation created a sense of inadequacy. The second prominent theme, “social solidarity and awareness”, includes observations that social media encourages individuals to participate in aid campaigns and increases empathy. Thirdly, within the scope of the theme “perception of trust and insecurity”, it was determined that information pollution, fake content and fraudulent events encountered on social media create a sense of suspicion and insecurity in individuals. Another important finding, under the theme of “deprivation”, shows that social media content creates a sense of inadequacy in individuals, not only economically but also emotionally and socially. However, within the framework of the theme of “time management”, some participants stated that social media helped them use their time efficiently, while a significant portion complained about distraction and loss of time. Finally, the theme of “access to economic and professional opportunities” shows that some individuals find new job opportunities or have the opportunity to promote their own initiatives through digital platforms through social media. The unique contribution of this study is that it reveals that social media is not only a medium that encourages individual consumption practices, but also paves the way for the development of social sensitivity, increased empathic communication and the formation of digital solidarity forms. At the same time, it is understood that social media platforms create unequal effects on individuals; income, education and digital literacy levels shape these interactions in a decisive way. The results of the study provide an important basis for re-evaluating social media policies, increasing digital awareness training and developing critical reflexes against consumer culture.