Devvânî'de İlâhî İlim


Arş. Gör. Dr. ÜLFER KARABULUT

Tez Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İlahiyat Fakültesi Bölümü, Türkiye

Tez Danışmanı: Rıdvan Özdinç

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: Türkçe

Desteklendiği Program: Diğer

Özet:

Bu çalışmada; Allah’ın ilmini bilgi olması bakımından ele alan, görüş ve eleştirileriyle devam eden süreçteki tartışmaların seyrini belirleyen Devvânî’nin ilâhî ilim teorisi ve bu konuda öne sürülen diğer yaklaşımlara yönelttiği eleştirileri incelenmektedir. Onun bu konudaki hedefi “ma‘dûmun bilgiye konu olması”, “âlemin kıdemi”, “ilmin hâdis olması”, “ilâhî fiillerin salt zorunlulukla gerçekleşmesi” ve malûmatullahın sonsuzluğu esasının teselsüle yol açması gibi sorunlardan azade ve ulûhiyette benimsenen esaslarla uyumlu bir teori ortaya koymaktır. Allah’ın, zâtını huzûrî olarak bildiğini savunan Devvânî; bu yaklaşımıyla zâtın birliğini ihlal etmeden bilginin tarafları sorununu çözmeyi amaçlamaktadır. Allah’ın eşyaya dair ilminin icmâlî olduğunu savunmakta ve bu bilgiyi, bilinenlerin birbirinden ayrışmamış, basît ilmî sûreti olarak kabul etmektedir.

Devvânî, kelâmcıları “yokluğun bilgiye konu olması” sorununu çözemedikleri ve Allah’ın, eşyaya dair ilminin ezelî olduğunu temellendiremedikleri gerekçesiyle eleştirmektedir. Devvânî’nin argümanları dikkate alınarak kelâmcıların ilâhî ilmi nasıl açıkladıkları, Allah’ın ezelde eşyayı bilmesini nasıl izah ettikleri, zihnî varlığa yaklaşımları ve ilmin taallukunun hâdis olduğunu savunanların olup-olmadığı incelenmiş ve eleştirilerin geçerliliği tartışılmıştır. Ayrıca görüşlerini yetersiz bulması nedeniyle ilmin hakikatine dair yaptığı tasnifte kelâmcıların teorisine yer vermediği üzerinde durulmuştur.

Devvânî’nin felsefî geleneğe yönelik eleştiri ve değerlendirmeleri bağlamında Tûsî’nin teorisi, ilâhî ilmin mücerred sûret olması ve “Zorunlu Varlık’ın, eşyayı kendi zâtına dair ilminde mündemiç olarak bildiği” şeklindeki iddialar ele alınmıştır. Onun, İbn Sînâ’nın konuya ilişkin görüşlerini nasıl yorumladığı değerlendirilmiş, mücerred sûretlerin zâtla ya da kendileriyle kāim olarak ilâhî ilimde bulunmaları, müsül-i eflâtûniyye, eşya dair ilâhî ilmin huzûrî olması ve “Zorunlu Varlık’ın, kendini her şeyin illeti olarak bilmesinin, malûllere dair bilgiyi içermesi” gibi ilâhî ilmin izahına ilişkin farklı ihtimaller incelenmiştir.