ENFLASYONUN TOPLUMSAL ANATOMİSİ: TÜRKİYE’DE FİYAT ARTIŞLARI, REEL ÜCRETLER VE BÖLÜŞÜM KAYMALARI (1980–2025)


Creative Commons License

Tezer H.

İktisadi ve İdari Bilimlerde Araştırma, Yöntem ve Analiz 2026 – I, Prof. Dr. Gülsen KIRAL,Assoc. Prof. Dr. Davut KARAMAN, Editör, Livre de Lyon, Lyon, ss.135-165, 2026

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2026
  • Doi Numarası: 10.5281/zenodo.19182859
  • Yayınevi: Livre de Lyon
  • Basıldığı Şehir: Lyon
  • Sayfa Sayıları: ss.135-165
  • Editörler: Prof. Dr. Gülsen KIRAL,Assoc. Prof. Dr. Davut KARAMAN, Editör
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Enflasyon, iktisat literatüründe genellikle fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artış olarak tanımlanmakta ve çoğunlukla para arzı, talep koşulları veya maliyet şokları çerçevesinde analiz edilmektedir. Ana akım yaklaşımlar enflasyonu makroekonomik istikrar sorunu olarak ele almakta ve fiyat istikrarını para politikasının temel hedefi olarak konumlandırmaktadır. Ancak enflasyon yalnızca teknik bir makroekonomik gösterge değildir. Aynı zamanda gelir dağılımını, satın alma gücünü ve bölüşüm paylarını etkileyen çok boyutlu bir ekonomik süreçtir. Fiyat artışları toplumun tüm kesimlerini aynı biçimde etkilememektedir. Hane halklarının tüketim kalıpları gelir düzeyine göre farklılaşmakta; zorunlu harcamaların toplam tüketim içindeki payı alt gelir gruplarında daha yüksek seyretmektedir. Bu nedenle göreli fiyat değişimleri, özellikle gıda, kira ve enerji gibi temel kalemlerdeki artışlar, düşük gelir grupları üzerinde oransal olarak daha ağır bir yük oluşturabilmektedir. Enflasyonun bu heterojen etkisi, ortalama tüketici fiyat endeksinin ötesine geçilmesini ve gelir gruplarına göre farklılaşan fiyat dinamiklerinin incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bölüşüm teorisine dayanan çalışmalar, fiyat oluşum süreçlerinin üretim yapısı ve gelir paylaşımıyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Michał Kalecki fiyatlama davranışının kâr marjları ve piyasa yapısıyla bağlantılı olduğunu vurgularken, Joan Robinson ücretler ile kârlar arasındaki dağılımın makroekonomik istikrar üzerinde belirleyici olduğunu ortaya koymuştur. Daha yakın dönemde ise Thomas Piketty gelir ve servet eşitsizliğinin makroekonomik süreçler aracılığıyla nasıl yeniden üretildiğini göstermiştir. Bu literatür, enflasyonun yalnızca fiyat düzeyini değil, faktör gelirleri arasındaki dağılımı da etkileyebileceğini ortaya koymaktadır. Türkiye ekonomisi, yüksek ve dalgalı enflasyon deneyimleri nedeniyle bu tartışma için önemli bir örnek oluşturmaktadır. 1980 sonrası dönemde finansal serbestleşme ve dışa açıklık artarken, ekonomi dönemsel kur şokları ve fiyat istikrarsızlıklarıyla karşı karşıya kalmıştır. 2000’li yılların ortasında görece istikrarlı bir dönem yaşanmış olsa da 2018 sonrasında yeniden yükselen enflasyon oranları reel ücretler, ücret payı ve hane halkı refahı üzerinde belirgin etkiler yaratmıştır. Bu süreçte ücretlerin enflasyona uyum hızı ile fiyat artışlarının seyri arasındaki fark, bölüşüm paylarında kaymalara yol açmıştır. Bu çalışma, Türkiye’de enflasyonun gelir grupları ve bölüşüm payları üzerindeki etkilerini tarihsel bir perspektifle incelemeyi amaçlamaktadır. Ekonometrik modelleme yerine, uzun dönemli zaman serisi göstergeleri kullanılarak reel ücretlerin seyri, ücret ve kâr paylarının gelişimi, göreli fiyat değişimleri ve gelir eşitsizliği göstergeleri birlikte değerlendirilmektedir. Böylece enflasyonun hangi gelir gruplarını daha fazla etkilediği ve fiyat artışlarının faktör gelir dağılımı üzerindeki yansımaları ortaya konulmaktadır. Makalenin katkısı üç yönlüdür. İlk olarak, enflasyonu yalnızca parasal bir istikrarsızlık sorunu olarak değil, gelir dağılımını etkileyen bir bölüşüm süreci olarak ele almaktadır. İkinci olarak, ortalama fiyat endekslerinin ötesine geçerek göreli fiyat hareketlerinin gelir grupları üzerindeki farklılaştırıcı etkisini analiz etmektedir. Üçüncü olarak, Türkiye örneği üzerinden enflasyon ile bölüşüm payları arasındaki uzun dönemli eğilimleri sistematik biçimde ortaya koyarak literatüre ülke-özgül bir katkı sunmaktadır. Makalenin geri kalan bölümleri şu şekilde düzenlenmiştir: İkinci bölümde enflasyon ve gelir dağılımı ilişkisine dair kuramsal çerçeve sunulmaktadır. Üçüncü bölümde veriseti ve yöntem açıklanmaktadır. Dördüncü bölümde zaman serisi göstergeleriışığında bulgular tartışılmaktadır. Son bölümde ise genel değerlendirmeler ve politika çıkarımları yer almaktadır.