MERKEZ BANKASI FAİZ KARARLARININ TÜRKİYE’DE SERMAYE BİRİKİMİ, İSTİHDAM VE REEL YATIRIMLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ (2000-2026)


Creative Commons License

Tezer H.

Makroekonomik Politikalar, Siyasi İstikrar ve Kalkınma Dinamikleri, FUAT LEBE, Editör, BİDGE Yayınları, Ankara, ss.138-156, 2026

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2026
  • Yayınevi: BİDGE Yayınları
  • Basıldığı Şehir: Ankara
  • Sayfa Sayıları: ss.138-156
  • Editörler: FUAT LEBE, Editör
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Son kırk yılda küresel ekonomik sistemde yaşanan finansal serbestleşme süreci, para politikalarının yalnızca fiyat istikrarını sağlamaya yönelik teknik araçlar olmaktan çıkarak, sermaye birikimi dinamiklerini, yatırım kararlarını ve işgücü piyasalarını doğrudan etkileyen yapısal politika mekanizmalarına dönüşmesine yol açmıştır. Özellikle gelişmekte olan ekonomilerde faiz politikalarının reel sektör üzerindeki etkileri, makroekonomik istikrar ile sürdürülebilir büyüme arasındaki denge tartışmalarının merkezinde yer almaktadır. Bu teorik ve ampirik çerçevede para politikası kararlarının üretim, yatırım ve istihdam üzerindeki etkilerinin analizi, politik ekonomi literatürünün en kritik araştırma alanlarından biri haline gelmiştir. 2000 sonrası dönemde Türkiye ekonomisi, finansal krizler, yapısal reformlar, sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ve küresel likidite koşullarındaki değişimlerin etkisi altında önemli dönüşümler yaşamıştır. Bu süreçte para politikası uygulamaları, özellikle faiz oranı kararları, makroekonomik dengelerin şekillenmesinde belirleyici rol oynamıştır. Bu kararların temel yürütücüsü olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2001 krizi sonrasında uygulamaya konulan enflasyon hedeflemesi rejimiyle birlikte fiyat istikrarını temel politika amacı olarak benimsemiş ve faiz oranlarını bu çerçevede aktif bir politika aracı olarak kullanmıştır. Ancak faiz oranlarının yükseldiği dönemlerde finansal getirilerin reel sektör yatırımlarına kıyasla daha cazip hale gelmesi, sermaye tahsisinin üretimden finansal alanlara kayması riskini beraberinde getirmiştir. Faiz oranlarının sermaye birikimi üzerindeki etkisi, klasik yatırım teorilerinden Post-Keynesyen yaklaşımlara kadar geniş bir teorik çerçevede ele alınmaktadır. Geleneksel neoklasik yaklaşımlar faiz oranlarını yatırım maliyetini belirleyen temel unsur olarak değerlendirirken, heterodoks yaklaşımlar faiz oranlarının aynı zamanda gelir dağılımı, beklenti yönetimi ve finansallaşma süreçleri üzerinden dolaylı etkiler yarattığını savunmaktadır. Bu teorik ve ampirik çerçevede yüksek reel faiz ortamı, yalnızca yatırım maliyetlerini artırmakla kalmamakta, aynı zamanda firmaların portföy tercihlerini değiştirerek finansal varlıklara yönelimi teşvik edebilmektedir. Türkiye ekonomisinde 2000 sonrası dönemde sermaye birikimi dinamikleri incelendiğinde, sabit sermaye yatırımlarının büyüme performansı ile finansal getiriler arasındaki ilişkinin dönemsel olarak farklılaştığı görülmektedir. Özellikle kriz dönemleri, küresel sermaye hareketlerindeki dalgalanmalar ve para politikası rejim değişimleri yatırım davranışlarını önemli ölçüde etkilemiştir. Bu süreçte faiz oranlarının reel sektör yatırımları üzerindeki etkisinin yalnızca doğrudan finansman maliyetleri üzerinden değil, aynı zamanda yatırım beklentileri, kredi kanalları ve finansal piyasa volatilitesi aracılığıyla ortaya çıktığı değerlendirilmektedir. Faiz politikalarının istihdam üzerindeki etkileri ise literatürde görece daha sınırlı incelenmiş olmakla birlikte, yatırım hacmindeki değişimlerin işgücü talebi üzerindeki yansımaları dikkate alındığında önemli bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Reel yatırımların azalması üretim kapasitesinin genişlemesini sınırlandırarak istihdam yaratma potansiyelini zayıflatabilmektedir. Buna karşılık finansal getiri olanaklarının artması, firmaların üretim yerine finansal faaliyetlere yönelmesine yol açarak emek talebi üzerinde dolaylı baskı yaratabilmektedir. 2000–2026 dönemi Türkiye ekonomisi açısından incelendiğinde, 2001 finansal krizi, 2008 küresel finans krizi, 2018 döviz krizi ve sonrasında uygulanan heterodoks para politikası deneyimleri, faiz-yatırım-istihdam ilişkilerinin farklı ekonomik rejimler altında test edilmesine olanak sağlamaktadır. Bu yönüyle söz konusu dönem, para politikası kararlarının reel ekonomik değişkenler üzerindeki etkilerinin analiz edilmesi açısından zengin bir ampirik inceleme alanı sunmaktadır.