Ölümle Yüzleşmenin Poetik Zemini: Klasik Osmanlı ve Tanzimat Şiiri Örneği


Doğru R.

Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi , cilt.10, sa.1, ss.395-418, 2026 (TRDizin)

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Cilt numarası: 10 Sayı: 1
  • Basım Tarihi: 2026
  • Doi Numarası: 10.34083/akaded.1876029
  • Dergi Adı: Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi
  • Derginin Tarandığı İndeksler: TR DİZİN (ULAKBİM)
  • Sayfa Sayıları: ss.395-418
  • Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Bu makale, klasik Osmanlı şiiri ile Tanzimat dönemi şiirinin ölümü algılama biçimlerindeki farklılaşmalara odaklanmaktadır. Klasik Osmanlı mersiyelerinde ölüm, ilahî nizamın doğal bir unsuru ve kozmik düzenin devamını sağlayan metafizik bir geçiş şeklinde yer bulurken Tanzimat döneminde bu döngü kırılmıştır. Böylece ölüm, bireysel varoluş kaygısı ve anlam kaybının, dolayısıyla ontolojik bir sarsılmanın konusu olmuştur.

Çalışmada klasik Osmanlı şiirinden Bâkî’nin Kanunî için yazdığı mersiye ile Ulvî Çelebi’nin II. Selim mersiyesi tercih edilmiş ve bu metinler, toplumsal yas, teslimiyet ve metafizik güvenlik zemini üzerinden değerlendirilmiştir. Tanzimat döneminden ise Abdülhak Hâmid’in Makber şiiri ile Recaizâde’nin oğlu Nijad’a yazdığı şiirler incelenmiş ve bunlar, modernleşen toplumda beliren bireysel yas dili, varoluşsal krizler ve kozmik düzenin dağılması fikri olarak ele alınmıştır. Klasik Osmanlı ve Tanzimat şiirinin ölüm hadisesine yaklaşımındaki bu farklılık, toplumun ölüm karşısında konumlandığı yerin, Tanrı tasavvurunun, kader düşüncesinin ve mekân algısının da dönüşümü üzerinden açığa çıkmaktadır. Klasik Osmanlı şiirinde ölüm, teselli ve aidiyeti belirginleştiren bir anlam alanı üretirken Tanzimat şiirinde bu alan dağılmış; böylece yas, insanın yalnızlık ve yurtsuzluk duygularıyla karşılaştığı bir tecrübeye dönüşmüştür.