Bağımlı Finansallaşma ve Nitelikli Göçün Ekonomi Politiği: Türkiye’den Almanya’ya Yönelen Yeni Dalganın Yapısal Analizi


Creative Commons License

Altınörs G., Çolak N.

4. Bilsel Uluslararası Midas Bilimsel Araştırmalar Kongresi, Eskişehir, Türkiye, 27 - 28 Haziran 2026, ss.135-146, (Tam Metin Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Eskişehir
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.135-146
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Bu makale, son dönemde ivme kazanan ve göç literatüründe “Yeni Dalga” olarak adlandırılan Türkiye’den Almanya’ya yönelen yüksek nitelikli göç hareketliliğini, küresel kapitalizmin asimetrik güç ilişkileri bağlamında yapısal bir düzlemde incelemektedir. Çalışma, bu göç dalgasını ana akım neo-klasik iktisadın salt bireyci rasyonalite, rasyonel tercih ve ücret maksimizasyonu argümanlarının dar kalıplarının ötesine taşıyarak; Bağımlılık Okulu ve Bağımlı Finansallaşma teorileri perspektifinden, merkez-çevre ülkeler hiyerarşisini odağa alarak ele almaktadır. Bu bağlamda, Türkiye ekonomisinin son yıllarına damga vuran sıcak para ve dış borca dayalı bağımlı büyüme modelinin yarattığı kronik makro-ekonomik krizler, emeğin sistematik değersizleşmesi, kurumsal erozyon, liyakatsizlik, derinleşen genç işsizliği ve toplumsal düzeyde hissedilen geleceksizlik algısının; yüksek nitelikli emeği (sağlık çalışanları, mühendisler, akademisyenler) nasıl yapısal bir zorunlulukla yerinden edip dışarı ittiği kapsamlı bir şekilde analiz edilmektedir. Eşzamanlı olarak, küresel sistemde merkez ülke konumundaki Almanya’nın yaşlanan nüfusuna, refah devleti krizine ve sanayisindeki kronik işgücü açıklarına yönelik kurguladığı faydacı “seçici entegrasyon” politikalarının ve “Nitelikli İşgücü Göçü Yasası” (FEG) gibi yeni yasal düzenlemelerin, çevre ülkelerde kamu kaynaklarıyla yetişmiş beşeri sermayeyi bedelsiz bir “tersine teknoloji transferi” mekanizmasıyla merkeze çekerek, küresel asimetrik değer aktarımını nasıl daha da derinleştirdiği eleştirel bir yaklaşımla tartışılmaktadır. Bununla birlikte, nitelikli göçmenlerin hedef ülke olan Almanya’da gündelik hayatta ve iş yerinde maruz kaldıkları örtük ayrımcılık pratikleri, sisteme entegre olmak adına sergiledikleri “makbul göçmen” olma çabaları, kariyer basamaklarında karşılaştıkları görünmez cam tavanlar ve beklentileriyle örtüşmeyen gerçeklikler karşısında yaşadıkları sosyo-psikolojik “zalim iyimserlik” (cruel optimism) durumu da göçmen deneyimlerinin mikro-sosyolojik boyutu bağlamında makalenin temel odak noktalarındandır. Son olarak, ulusötesi alanda şekillenen tersine göç (remigrasyon) eğilimleri ile aidiyet aşınmaları çok boyutlu olarak değerlendirilmekte; söz konusu kalıcı beşeri sermaye kaybının, salt engelleme odaklı değil, çok yönlü ve stratejik kurumsal reformlarla sürdürülebilir bir “beyin kazanımına” (brain gain) ve bilgi döngüsüne nasıl dönüştürülebileceğine dair kapsayıcı makro-politika önerileri sunulmaktadır.

This article examines the recent and accelerating highly skilled migration from Turkey to Germany, termed the “New Wave” in migration literature, on a structural level within the context of the asymmetric power relations of global capitalism. Moving beyond the narrow confines of mainstream neo-classical economic arguments based purely on individualistic rationality, rational choice, and wage maximisation, the study approaches this migration wave from the perspectives of the Dependency School and Dependent Financialisation theories, with a central focus on the core-periphery hierarchy. In this context, the study comprehensively analyses how the chronic macroeconomic crises generated by a dependent growth model reliant on hot money and external debt which has characterised the Turkish economy in recent years alongside the systematic devaluation of labour, institutional erosion, a lack of meritocracy, deepening youth unemployment, and a societal perception of a lack of prospects, structurally displace and push out highly skilled labour (such as healthcare professionals, engineers, and academics). Simultaneously, the article critically discusses how the utilitarian “selective integration” policies and new legislative frameworks, such as the “Skilled Immigration Act” (FEG), formulated by Germany, a core country within the global system, to address its ageing population, welfare state crisis, and chronic industrial labour shortages, further deepen the global asymmetric transfer of value. This is achieved by drawing human capital, educated via public resources in peripheral countries, to the core through a cost-free mechanism of “reverse technology transfer.” Furthermore, the micro-sociological dimension of migrant experiences constitutes a primary focus of the article. This includes the implicit discriminatory practices highly skilled migrants face in daily life and the workplace in Germany, their efforts to become “desirable migrants” in order to integrate into the system, the invisible glass ceilings they encounter on the career ladder, and the socio- psychological state of “cruel optimism” they experience when confronting realities that fail to meet their expectations. Finally, remigration trends and the erosion of belonging within the transnational space are evaluated multidimensionally. The article concludes by offering comprehensive macro-policy recommendations on how to transform this permanent loss of human capital into a sustainable “brain gain” and knowledge circulation through multifaceted and strategic institutional reforms, rather than relying on purely preventative measures.