Türkiye’de Orman Yönetiminin Ekonomi-Politiği: Yasal Katılık, Yönetişim İllüzyonu ve Ekolojik Tahribat
4. Bilsel Uluslararası Midas Bilimsel Araştırmalar Kongresi, Eskişehir, Türkiye, 27 - 28 Haziran 2026, ss.125-134, (Tam Metin Bildiri)
- Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
- Basıldığı Şehir: Eskişehir
- Basıldığı Ülke: Türkiye
- Sayfa Sayıları: ss.125-134
- Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
- Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Bu makale, Türkiye’de orman yönetiminin tarihsel gelişimini, yüzyıllara dayanan güçlü kamu yönetimi geleneğindeki merkeziyetçi süreklilik ile günümüz uluslararası çevre normları arasında giderek derinleşen yapısal çatışma ekseninde kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Resmi politika belgelerinde, kalkınma planlarında ve strateji metinlerinde sürdürülebilirlik, ekosistem tabanlı planlama ve katılımcı yönetişim gibi modern küresel normlar sıklıkla vurgulanmaktadır. Ancak pratiğe bakıldığında, bu kavramların köklü devletçi refleksleri, katı hiyerarşik idari yapıyı ve yukarıdan aşağıya işleyen karar alma mekanizmalarını perdeleyen araçsal bir söylemden ibaret kaldığı güçlü bir biçimde savunulmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e uzanan merkezileşme çabaları, bilhassa 1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle aşılmaz bir bürokratik tekel halini almıştır. Bu yasal mimari, ormanları korunması gereken hassas biyoçeşitlilik alanları olmaktan ziyade, devletin mutlak mülkiyetinde olan ve tahsis yoluyla ekonomik rant yaratılabilen kaynak alanlarına dönüştürmüştür. Çalışmada, “üstün kamu yararı” gibi muğlak ve geniş yorumlanmaya müsait gerekçelerle verilen madencilik, enerji ve turizm izinleri irdelenmektedir. Bu izinler yoluyla orman arazilerinde yaşanan ekolojik yıkım, habitat parçalanması ve sermaye gruplarının kamu politikalarını kendi lehlerine yönlendirdiği “düzenleyici ele geçirilme” (regulatory capture) süreçleri eleştirel bir süzgeçten geçirilmektedir. Meselenin toplumsal boyutunda ise, orman köylülerinin ve sivil toplum kuruluşlarının karar alma mekanizmalarına katılımının göstermelik bir “danışma” düzeyinde hapsolduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca, politik baskılar altında ezilen taşra teşkilatının, başta şiddetlenen orman yangınları olmak üzere kriz ve afet yönetiminde ne denli kırılgan hale geldiği ortaya konmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye ormancılığının içinden geçtiği yapısal krizlerin salt kozmetik reformlarla çözülemeyeceği aşikârdır. Çözüm, yasal çerçevenin ticari kaygılar yerine ekosistem hizmetleri lehine lağvedilerek yeniden inşa edildiği ve yetkinin yerel aktörlerle fiilen paylaşıldığı radikal, ademi merkeziyetçi bir dönüşümle aşılabilecektir.
This article comprehensively examines the historical development of forest management in Turkey through the lens of an increasingly deepening structural conflict between the centralist continuity of its centuries-old strong public administration tradition and contemporary international environmental norms. Modern global norms such as sustainability, ecosystem-based planning, and participatory governance are frequently emphasised in official policy documents, development plans, and strategy texts. In practice, however, it is strongly argued that these concepts remain merely an instrumental discourse that obscures deep-rooted statist reflexes, a rigid hierarchical administrative structure, and top-down decision-making mechanisms. Centralisation efforts spanning from the Ottoman Empire to the Republic evolved into an insurmountable bureaucratic monopoly, particularly with the enactment of the Forestry Law No. 6831 of 1956. This legal architecture has transformed forests from sensitive biodiversity zones requiring protection into resource areas under absolute state ownership, from which economic rent can be generated through land allocations. The study scrutinises mining, energy, and tourism permits granted under vague and broadly interpretable justifications, such as “overriding public interest”. The ecological destruction and habitat fragmentation on forest lands resulting from these permits, alongside the processes of “regulatory capture” through which capital groups manipulate public policies in their favour, are critically examined. Regarding the social dimension of the issue, it is emphasised that the participation of forest villagers and non-governmental organisations in decision-making mechanisms is confined to the level of tokenistic “consultation”. Furthermore, it reveals the extent to which the provincial administrative apparatus, overwhelmed by political pressures, has become fragile in crisis and disaster management, particularly in the face of intensifying forest fires. Consequently, it is evident that the structural crises currently facing Turkish forestry cannot be resolved through mere cosmetic reforms. These challenges can only be overcome through a radical, decentralised transformation wherein the legal framework is fundamentally rebuilt to prioritise ecosystem services over commercial interests, and authority is genuinely shared with local actors.